fbpx
GenelKonumlandırmaPazarlamaStrateji

Sorumluluğun Dağılması Diffusion of Responsibility

Bazılarımız yapar veya yapmıştır diye yapmadığınız çok şey var. Toplumun duyarsızlaşmasından kaynaklanan bir çok olay var aslında tartıştığımız. Sorumluluk almaktan çekinmemeliyiz ki değişim başlasın!

Geçenlerde eşim ve oğlumla AVM’den çıkıyoruz -1. kata ineceğiz 3.kat olan en üst kattayız asansörü bekledik, biraz zaman geçtikten sonra geldi. İçeri girdik, derin bir sessizlik malumunuz iniyoruz. Zemin kata geldik inecekler indi ama hala asansörde biz hariç 6 kişi var bir anda asansör yukarıya çıkmaya başladı. Herkeste bir bağırış, şaşkınlık bu kadar insan illaki basmıştır diye kimse basmamış. Sonra yerini tatlı bir tebessüm aldı tabi ki ama her zaman bu kadar masum olmayabiliyor.

diffusion-of-responsibility

Sonrasında bu durumun nedir, nasıl tanımlanır diye araştırırken psikolojide “bystander effect” ya da “diffusion of responsibility” adında bir karşılığı olduğunu öğrendim. Yani “sorumluluğun dağılması”.

Terimsel olarak “diffusion of responsibility”: Bir kişinin başkaları mevcut olduğunda eylem veya eylemsizlik için sorumluluk alma olasılığının düşük olduğu sosyopsikolojik bir fenomendir. Bir tür atıf göz önüne alındığında, birey başkalarının ya eylemde bulunmaktan sorumlu olduğunu ya da zaten yapmış olduğunu varsayar. Yapılan araştırmalar ortamdaki kişi sayısı arttıkça sorumluluk alma eğiliminin azaldığını ispatlıyor. 38 görgü tanığı olmasına rağmen kimsenin polisi aramadığı 13 Mart 1964 tarihli Genovese cinayetinden sonra psikologlar bu durumun toplumun duyarsızlaşmasından kaynaklanmadığını ispatlamış oldu. Her bir birey “Ne de olsa biri arar” diye düşünmüştü.

“Üzerine farz olmayan şeylere karışma!”

1970’lerin başında John Darley ve Bibb Latane, yapmış oldukları bir araştırmada, bir anketi cevaplaması istenen kişilerin bulunduğu odaya duman verilmesi sonucu kişilerin tepkileri ölçtü. Odada tek başına olan kişiler büyük oranda durumu bildirirken, odada başkaları olduğunda kişiler dumana rağmen inisiyatif almamıştı. Yani kendi canımız söz konusu olduğunda dahi sorumluluk almaktan kaçınma eğilimimiz söz konusu.

Biraz siyasi olacak ama değinmeden geçemeyeceğim. Türkiye’de yaşanan bu duyarsızlaştırma sürecini daha iyi anlayabilmemiz için çevremizdeki Afganistan, Irak ve son olarak da Suriye’de yaşananlara bakmamız yeterli ve güncel örnek olacaktır. Örneğin, neredeyse her gün adı geçen bu ülkelerde yaşanan terör saldırıları ve iç savaş neticesinde insanların hayatını kaybettiği haberleri sıradan ve arka sıralarda okunan mutad haberler haline geldi. Türkiye önce çevresindeki bu ülkelerdeki terör ve savaş neticesinde hayatını kaybeden onlarca insan haberlerini kanıksamıştır. Şimdi aynı sürecin Türkiye’de de yaşanmaya başladığını görmekteyiz. Eğer Afganistan, Irak, Suriye gibi ülkelerde bir günde hayatını kaybeden insan sayısının çok azı herhangi bir Avrupa ülkesinde veya Amerika’da yaşansaydı günlerce haber bültenlerinin ilk sırasında yer alırdı. Ancak Türkiye’nin çevresinde her gün yüzlerle ifade edilebilecek hayatlar sona ermesine rağmen bu haberler giderek gündemin gerisine düşmeye devam etmektedir. Türkiye’de de şehit haberlerinin, terörün ve patlamaların artık manşetlerden ara haberlere doğru indiği bir süreçteyiz. Bu aslında terörün ana amaçlarından olan yıldırma, sindirme, tepkisizleştirme ve kanıksatma da beraberinde getirdi.

sorumlulugun-dagılması

Kapalı alanda sigara içilmesinin nasıl önlendiğini hatırlayalım. Yasaklandı. İnsanlara “kapalı alanda sigara içmek, diğer insanların hayatını tehlikeye atmaktır” minvalinde bir iletişim çalışmasının başarısı değildi. Bu mümkün de değildi. Ancak yasaktan sonra sigara içenlerin statüsü değişti, sigara içenlere karşı algı değişti. Otomatikman 2. sınıf vatandaş oldular ve bu sefer her durumda ortamda sigara içmenin uygun olup olmadığını danışmak durumunda kaldılar. Bunu herhangi bir iletişim çalışmasının başarması mümkün değil. Zira sigara içen her bir birey “Ben içmesem başkası içecek” diyecekti ve mutlaka ortamda sigara içen bir başka birey olacaktı.

Değerler, sorgulanmaya başladığında ve tartışmaya açıldığında aşınırlar. Toplumun elinden almak istediğiniz değerler varsa, önce toplumu bu değerlere karşı hissiz hale getirerek amacınıza ulaşabilirsiniz.

Pazarlamanın tek bir “P”’si  vardın o da psikolojidir. Hep söylerim, pazarlama tarafında da böyle bir deyim vardır. Çünkü hepimiz insanız ve her şey insanlar için, onları yönetmek istiyorsanız psikolojiyi iyi bilmelisiniz.

Son olarak size konu ile ilişkili bir TEDx videosu öneriyorum:

haldunyildiz

13 yıldır sektördeyim ana çalışma konularım; Marka, Marka Stratejileri, Marka Danışmanlığı, Marka Hikayesi, Kurumsal Kimlik, İnteraktif Pazarlama, Sosyal Strateji ve Pazarlama’dır. Cesur markaları kalplerde ve satışlarda büyütmek için kollarımı sıvadım destek almak için aramanız yeterli.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı